Direnç: Güvenli Alanın Görünmez Zinciri
İnsan çoğu zaman değişime direnç gösterdiğini fark etmez bile. Yapmak istediği tek şey, tanıdığı ve bildiği o güvenli ortamı korumaya çalışmaktır. Neresidir bu güvenli ortam? Her gün günaydın dediğimiz insanlar, yaparken ne kadar sıkılsak da bilgisayarı açıp o sıkıcı mailleri okumak, çay içtiğimiz fincan… Bütün bunlar, farkında olmasak da bizi biz yapan şeylerdir.
Ama biz bu duruma direnç demiyoruz. Kimi zaman “alışamamak” deyip geçiyoruz, kimi zaman isteksizlik olarak adlandırıyoruz. Direnç dediğimiz şeyi çoğu zaman başka kelimelerin arkasına saklıyoruz. Kimse “istemiyorum” demiyor.
Peki ya; “Sen hangi alışkanlıkların arkasına saklanıyorsun?” veya “Hangi güvenli alan seni aslında durduruyor?”
Belki yeni bir projeye başlayıp hata yapmak yerine daha iyi bildiğin rutinlerine sarılıyorsun. Belki yeni kişilerle tanışmaktan kaçıyorsun. Cevaplarını veremeyeceğin sorulara maruz kalmamak için hayallerini ertelemeye devam ediyorsun…
Fark etmek, direnci kırmanın ilk adımıdır. Fark ettiğinde, küçük bir adım atmak bile güvenli alanını zorlamaya yetebilir. İnsan, alıştığı rutinle kendini tanımlar. Bu yüzden değişim hem alışkanlıkları hem de kimliği tehdit ediyormuş gibi hissettirir.
Direncin görünmeyen yüzleri de vardır: Prokrastinasyon (erteleme), mazeret üretme, ilgisizlik veya aşırı planlama gibi davranışlar, aslında değişime karşı beynimizin doğal tepkisidir. Çünkü direncin kökeni genellikle korkudan değil, beynimizin güvenlik arzusundan kaynaklanır. Yeni bir adım atmak, alışık olduğumuz rutinleri bozmak demektir ve beynimiz bunu potansiyel bir risk olarak görür.
Değişim her zaman büyük adımlar gerektirmez. Küçük bir karar, kısa bir deneme ya da alışkanlıklarından sadece birini hafifçe değiştirmek bile güvenli alanının sınırlarını genişletir. Önemli olan fark etmek ve başlamaktır.
Aslında, ben de şu an bu satırları sizinle paylaşırken kendi direncimi kırıyorum; "Ya beğenilmezse?" ya da "Ya yanlış anlaşılırsa?" diyen o güvenli alanımdan çıkıp küçük bir adım atıyorum.
Şimdi kendine şu soruyu sor: “Bugün küçük de olsa hangi adımı atabilirim?” Belki bir kişiyle konuşmak, belki yeni bir fikir denemek, belki de uzun süredir ertelediğin bir şeyi başlatmak… Her küçük adım, direncin zincirlerini kırmanın başlangıcıdır.